menü

  • Arama

"TASARIM DA YAŞAMAK GİBİ..."
Özgün, kullanışlı, ekonomik tasarımları hayatın bir parçası haline getirmeyi amaçlayan bir fikrin ürünü olarak doğan Asortics Design Group, uzun yıllarını imalat ve tasarıma adamış bir grubun, bu yolda topladığı taşları eteğinden dökmesi ve bu taşlarla ortak yapılar inşa etmesi niyetiyle çalışıyor. Bu birliktelik, yeni malzemelerin eskileri ile, yeni üretim tekniklerinin gelenekseller ile uyumundan alan gücünü, doğru malzeme seçimleri ile sunmak amaç ve telaşıyla üretimlerine devam ediyor. Biz de ADG kurucusu Hakan Dilek ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Dezinti: İlk ne zaman bir tasarımcı olduğunuzu fark ettiniz? 

Hakan Dilek: Sanırım her şey bir şeyleri çözmeye başladığında fark ediliyor... Tasarım da yaşamak gibi; yaşanmışlıklar ile alakalı, mecburiyetler ile. “İlk mecbur olduğumda” diyelim…


D: 2016 yılında işlerinizde yansıtabileceğiniz başka hangi tarafınızı daha keşfetmek isterdiniz? 

HD: Esasen halimden memnunum… Sır vermeyeyim (gülüyor).

D: Dünyanın nereleri daha sizin tarafınızdan keşfedilmeyi bekliyor? 

HD: Aslında her yerden alınacak haberler, fikirler var. Görsel hafıza çok önemli. “İnsan bildiği kadarını görür” cümlesi favorilerimdendir. Sonuçta herkes gördüğünden başka şeyler alır… Gördüğünüz ülke olur, insan olur, bir tavır olur fark etmez… Çok şey var yani ve hayat kısa. Belki bunun farkında olmak da iyi bir durum değil…

D: Yaratıcılığınızı cilalamak için ne yaparsınız; nasıl bir içsel motivasyon tarif edersiniz?

HD: Gezerim, üretimin nasıl yapıldığı ve bileşenleri ile ilgilenirim. Ama çoğu zaman kendi gazımı kendim temin ederim (gülüyor). Küçük notlar alır, sonra onlar üzerinde çalışırım, ilham beklemem.

D: Mesleğinizde gelmek isteyebileceğiniz en son yer neresi olurdu? 

HD: Her istediğimi üretebileceğim bir ortam benim için yeterli. Hedef küçük oldu (gülüyor). Büyük mekanların tasarımı, devasal  boyutlar ile ilgilenmediğimden, tekil ve her ortamda kullanılabilecek, hayatın parçası olabilecek ürünler,mobilyalar,aksesuarlar  üretebilmek koşulunu sağlamak yeterli olurdu.

D: Biraz da idolleriniz; en sevdiğiniz tasarımcı kim? Yerinde olmak istediğiniz kişi kim olurdu? 

HD: Genellikle marka, isim ile ilgili değilim. İyi müzik gibi bakıyorum; her tarzdan olabilir. Her parça iyi ise benim için güzeldir. Ama genellikle birden çok fonksiyon içeren ürünlere çok sıcak bakmıyorum. “El feneri olabilen termos” falan gibi ürünler bana göre değil. Fonksiyonu ekonomik ve estetik olarak sağlayan ürünler, tasarımlar ile ilgiliyim. Bunu kim yaparsa, önünde saygı ile eğilirim, kim olduğu, etiketi önemli değil...

D: Sizi en çok hayrete düşüren şey nedir? 

HD: Kimya ve teknoloji elbette. Kimya bence altın çağını yaşıyor...

D: Sosyal medya hakkında neler düşünüyorsunuz? Nasıl kullanıyorsunuz? 

HD: Sosyal medya sanırım insanlara ulaşıyormuş gibi olmanın en kolay yolu. Ama genelde yalan dolan… Yoğun kullanım, reklam ve tanıtım için çağın gereklerinden ama ben yine de ten ve göz temasından yanayım. Ürüne dokunacaksın, hissedeceksin… Ancak tabii her tasarımı üretmek ciddi masraf ve bazen üç boyutlu modelleyip paylaşmak ve insanların tepkilerini almak önemli olabiliyor. Sosyal medya gerekli ama şart değil diye düşünenlerdenim diyeyim… Sonuçta buradayız 

D: Sizce günün en güzel saati nedir? 

HD: Akşamüstlerini severim. Günün muhakemesini yaptığım, güzel geçmemişse önümde hala şansımın olduğu saatleri bulabileceğim, güzel geçmişse de tadını çıkarabileceğim bir zaman aralığı...


D: Ofisinizde bir gün nasıl geçiyor;
Sabah ilk yaptığınız? Uyanmak ,erken uyanmak…
Çay mı kahve mi? Hep “bir kahve çaktım kendime geldim” gibi kolay bir yol bulmak isterdim, ama olmadı. İçecek tayfasıyla çok aram yok. Hep kendimdeyim  Bu yüzden çay veya kahveyi dostlarla severim ve ayırt etmem..
Rutinleriniz? Müzik mutlaka dinlenmeli…
Vazgeçemedikleriniz? Resim yapmak, müzik elbette… Görsel sanatların tümü diyelim.
Batıl inançlarınız, takıntılarınız? Uğurlu kol saatlerim vardır, kendimi güvende hissettirir...
Hangi tınılar gönlünüzü okşuyor? Müzik ise son zamanlarda nu-jazz’a merak sardım. Yoksa “para sesi” diyecektim (gülüyor).
Sizi oyalayan ve pişmanlık yaratan şeyler? Başkalarını ikna etmek ile geçen zamanlarıma çok yanıyordum ama artık yapmıyorum.
Yeni bir tasarım akla girip başa düşünce başarı periniz ne diyor? “Kız güzel olmalı. Kız güzel ise makyajı da güzel olur” diyor, doğru söylüyor… Tasarım güzelse hemen her materyali taşıyabilir, ama elbette bazı giysiler daha çok yakışır. Evet evet… Kız/tasarım güzel olmalı 

D: İç mimari projelerinizde hangi alanlarda projeler üretiyorsunuz daha yoğun olarak?

HD: Biz genellikle tekil ve hareketli mobilyalar üretmekteyiz. Mekan tasarımı işleri zaman zaman -uygun olursak- yaptığımız işlerden. Esasen; sehpa, masa, askılık, vb. ürünler peşindeyiz. Bunların çok kitleye ulaşabilecek şekilde ekonomik ve estetik olabilmesi, karmaşık olmaması bizim için önemli. Ağırlıklı olarak demonte olan, paketinden çıkarılıp kurulabilecek tasarımlar üretmekteyiz. Zira navlun bedelleri ürünün fiyatını ve ulaşılabilirliğini önemli oranda etkiliyor.

D: Özellikle beslendiğiniz yayınlar nedir? Tasarım / mimarlık yayınlarının isimleri? 

HD: Son zamanlarda sadece internet ve fuar takibi yapmaktayım. Basılı mecralar konusunda biraz kendime izin verdim. Zira biriktirme gibi bir sıkıntım var ve bir o kadar da yer sıkıntım. Yayınları ve arşiv ihtiyacımı dijital olarak yapmaktayım.

D: İşlerinizi özetleyen kelimeleri sayarsak; neleri katarız? Ahşap, sürdürülebilirlik, kültür, sanat, vb?? 

HD: Kesinlikle inovatif, ağırlıkla metal malzemeden, teknolojik, sade ve renkli…

D: Ürünlerinizde kullanmayı en çok sevdiğiniz malzeme nedir? 

HD: Metal mobilya üretiyoruz ağırlıkla. Eskitilmiş değil yeni görünümlü üretimler; temiz, renkli, bulunduğu ortama değer katacak ama aşırı iddialı olmayan sürprizli şeyler… Aşırıya kaçmadan heykel gibi kendini belli edecek mobilyalar yapmayı seviyoruz.

D: Tasarımlarınızı en çok etkileyen etmen nedir? Ya da şöyle de sorabiliriz; hayatınız boyunca işinize / yaratım sürecinize etki ettiğini düşündüğünüz “şey/durum/kişi/duygu” nedir?  

HD: Bizden birer parçanın, insanların yaşam mekanlarında olması müthiş bir duygu. Evlerimiz, işyerlerimiz en mahrem yerlerimiz… Biz o mekanlara konuk edilip  bir parçası oluyorsak daha ne olsun? İnsanların yaşadıklarına bir parçamızla şahitlik ediyoruz. Bu çok onurlanılacak  bir durum. Ölümsüzlük gibi geliyor…


D: Size bugüne kadarki en büyük özgüveni ve doygunluğu sağlayan işiniz ne oldu? 

HD: Yıllarca çok büyük projelerde proje müdürlükleri ve yöneticilik yaptım ama ilk kendime ait tasarımı imal edip elimde tuttuğum an ve ilk satılan ürünün hatırası büyüktür...

D: Hangi kültürlerle ortak bir şeyler peşindesiniz?

HD: Çağdaş, akılcı ve teknolojiyi kullanmayı seven kültürlerle diyelim.

D: Projelerinize başladığınız masa hangisi? Bitirdiğiniz yer neresi? 

HD: Genellikle herhangi bir yer başlangıç oluyor ama bittiği yer genellikle imalathane.

D: İşlerinizi kimlerle tartışırsınız? Özellikle kimlere danışır, kimden “onay” almak istersiniz? 

HD: İmalatçılarla, tasarımcılarla elbette… Ama esas onayı almak gereken kısım sanırım son kullanıcılar. Gerçi her ürünün bir müşterisi vardır sonuçta. Son zamanlarda biraz “beğenmeyen dinlemesin” kafasındayız. Biz üretmeye devam ediyoruz. Sonuçta her ürünü herkese satmak, herkesten onay almak mümkün değil. Herkese satmanın birtakım yöntemleri var elbet ama o kısımla çok ilgilenirsen (çok satsın diye çabalarsan) ürün başka yerlere gidiyor.

D: Hayallerinizi süsleyecek proje ne olurdu? 

HD: Söylemeyeyim.. Sonuçta benim hayalim  Şaka bir yana ulaşılabilir olmak, farkına varılmak ve dünyada yaşadığımızın hatırlanması önemli daha çok. Tek bir projeye bağlamayalım.

D: Kariyer çizginizde bir “evrim” ve “devrim” tanımlayabilir misiniz?

HD: İkisinde de bulunmak istemem esasen… Uzun bir yol bu, “oldum” demek sıkıntılı... Devrim de evrim de sonsuz sayıda olabilir. Yapabilene diyelim...

D: Tasarım-konjonktür ilişkisinde; kendi tasarımlarınızı hangi kelimelerle ifade etmek isterdiniz. Savaş, barış, sol, sağ, vb? 

HD: Genellikle “Müslüman mahallesinde salyangoz satıcılığı” olarak tanımlıyorum…

D: Sizce global gündemin şekillendirdiği kullanma eğilimleri nasıl? 

HD: Mesnetsiz… Trendi yaşamak hep mesnetsiz geliyor bana ama yapılacak bir şey yok. Ticaretin gereklilikleri bunlar. Kapitalist sistem, tüketim üzerine kurulu olduğundan, kaçınılmaz. Trend yaşamanın gerekli olduğu düşüncesi sürekli körükleniyor. Bazen abartılıyor, kolay kazanılan servet sahipleri bunu abartma konusunda potansiyeli oluşturuyorlar. Başkalarının hayatını yaşamaya endeksli medya kültürü ile geçip gidiyor hayatlar… Mobilyalarda yaşanmışlık izleri olan mobilyaları almaya çalışan (eskitilmiş, vb) bir kitle var mesela. Parayla başkalarının yaşanmışlıklarını satın alıyorlar. Yeni yeni yapılan mekanlar eskitilmiş objelerle dolduruluyor. Oysa güzeli o mobilyaların kendiniz tarafından kullanıldıkça eskiyor olması değil mi? Eski mobilya güzeldir, ben de severim ama eskitilmiş yeni mobilyaya ısınamadım. Hele “avangard” diye uydurulan mobilyalara hiç dayanamıyorum. Haa iyileri yok mu? Var elbet…


D: Kentleşme hakkında düşünceleriniz? 

HD: Ben kent yaşamını seviyorum, ama kimse artık birbirini sevmiyor. Pis kentlere katlanmak ise zaten başlı başına pis bir durum. Dönem; kente küsüp kaçan ama sonra aradığının ne olduğunu bilmediğinden sıkıntıdan patlayıp dönen insanların dönemi. Parası olan ise her yerde yaşayacak ortamlar yaratıp sıkıldıkça değiştirerek devam etmekte. Canları sağ olsun (gülüyor).

D: Firmanız hakkında bir özeleştiri yapmak gerekirse? 

HD: Kuyruğu dik, dağa küsmüş fare diyebiliriz. Sonuçta fare… Dağın hacminin farkında bile değil ya da farkında ama umurunda değil.

D: Neden Asorthinks Design Group? Biraz isim hikayenizden bahseder misiniz?

HD: İsmimiz “Asortik Fikirler” temelinden gelmekte. “Asortik” kelimesi genelde sosyetik, sıradan olmayan, herkes gibi olmayan diye tanımlanabilecek bir anlam içermekte. İşte bu farklı düşünceleri bir araya getiren bir tasarımcılar topluluğu hayalimiz var. Yavaş yavaş da yapmaya çalışıyoruz. Bünyemizde mümkün olduğunca fazla isim - kendi tasarımlarıyla - olsun istiyoruz. Bu tasarımların tümünü çatımız altında toplayarak başkalarına ait ürünleri de üretmek ve her satıştan telif hakkı gibi, tasarımcısına bedel ödemek mantığıyla çalışıyoruz. Şu ana kadar bu sistem şaşmadan devam etti. Bundan sonra yeni açtığımız mağazamız ile daha da büyüyeceğimizi ve insanların ürünlerinin teşhir edildiği bir ortama sahip olmaktan ayrıca mutlu olacaklarını düşünmekteyiz. Zira buna önayak olabilmek de bizim için ayrıca mutluluk verici. Ünlü olsun olmasın tüm tasarımcı arkadaşlara kapımız açık...

D: Mevcut koleksiyonunuz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? 

HD: Daha önce bahsettiğim gibi metal ağırlıklı inovatif ürünler tasarlayıp, imal etmekteyiz. Kesinlikle ekonomik, ulaşılabilir rakamlarda satılabilecek tasarım ürünü mobilyalar, aksesuarlar olması çok önemli. Zira mekanlarda ne kadar estetik ürün görünürse insanların estetik kavramı o seviyede düzeliyor. TV dizilerinin en büyük faydası bu sanırım. Sokakta dolaşan insanlar daha bakımlılar artık. Altı ne kadar dolu tartışılsa da kesinlikle daha estetik…

D: Önümüzdeki süreçte nasıl bir koleksiyon üzerine çalışmayı istiyorsunuz? 

HD: Plastik mobilyalara biraz kafa yormak istiyoruz. Ürünlerimizde metal - plastik karışımlı tasarımlara ağırlık vermekteyiz. Zira ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada kopyacılık had safhada ve bunu önlemenin en kolay ama en maliyetli yolu da kendi kalıplarınızı yapmanız. Çünkü her malzeme ile yapılabilecek şeyler sınırlı ve mobilya artık sadece ahşap, sadece metal, sadece plastikten oluşmuyor.

D: Biraz tasarım ekibinizden bahseder misiniz? Nasıl bir ekip öngörmüştünüz Asorthinks Design Group için ve bu öngörünüz başarılı oldu mu? 

HD: Dört kişilik bir çekirdek kadromuz ile başladığımız projemiz büyüyerek devam etmekte. İki tasarımcı, bir imalatçı ve bir pazarlamacıdan oluşan bir kadroya sahibiz. Birkaç tane de dışarıdan ürün aldığımız tasarımcı arkadaşımız var. Tasarım ekibimizi arttırmak için görüşmelerimiz devam etmekte. Bir çok tasarımcıyı bünyemizde görmek istiyoruz.


D: Asorthinks Design Group’un “boyutları” ve “sınırları” nedir? 

HD: Çok büyümek istemiyoruz açıkçası. Yanlış olmasın, büyümemek değil de -esasen - altyapıyı oluşturarak büyümek niyetindeyiz. Tüm ürünlerimizin tasarım tescillerini alıyoruz, buna çok önem veriyoruz. Şu anda 7-8 tane internet üzerinden satış yapan sitede ürünlerimiz, satış için kurduğumuz “Asortics” ismi ile satılmakta. Ayrıca birçok mimarlık firmasına proje bazlı imalat hizmeti de vermekteyiz. Bunların yanında bazı firmalara da sırf onlar için tasarladığımız onların markası ile satılan ürünler yapmaktayız. Kendi satış sitemiz www.asortics.com’un hazırlıklarını da bitirmeye çalışıyoruz. Bu arada Modoko mobilyacılar sitesi yanında yer alan showroom’umuzun açılışını bu ay gerçekleştirdik. Orada müşterilerimize ürünlerimizi teşhir etme şansına sahip olduk. Çalışmaya devam ediyoruz kısacası, yol uzun ve çetrefilli…

D: Asorthinks Design Group’un “vizyon” ve “misyonu” nedir? 

HD: Çağdaş ama geleneksel malzemelerin farklı kullanılması ile üretimler yapmak misyonu ve bu ürünlere yeni materyaller eklemek vizyonu ile çalışmaya devam etmekteyiz diyebilirim...

D: Yakın zamanda odaklanmayı düşündüğünüz bir alt sektör var mı? 

HD: İmalatçılığın biraz dışına çıkarak perakende satış için altyapı oluşturmak istiyoruz. Sadece kendi ürünlerimizin satıldığı mağazalar açmak hedeflerimiz arasında.

D: Nasıl bir tasarım çizgisi tarif edilebilir Asorthinks Design Group için? 

HD: “Ulaşılabilir tasarım ürünleri” olarak tariflemek mümkün.

D: Türkiye sizce büyük bir pazar mı mobilya açısından? Neyi eksik ve neyi gereğinden fazla peki? 

HD: Türkiye konumu, genç nüfus yapısı ve tüm Ortadoğu, Türki cumhuriyetlere üretim yapabilmesi ve Avrupa/Amerika’nın “Çin”i olması sebebiyle kesinlikle büyük bir pazar… Ancak kopya ürünler çöplüğü olarak da büyük bir handikapa sahip. Kendi tasarımlarını üretecek altyapısının kısıtlı olması nedeniyle, satış garantili üretim peşinde olan ağırlıklı kopyacı bir üretici kitlesine sahip ne yazık ki. Proje çalışan mimari bürolarımızın yaklaşımı da bunu körüklemekte. Zira projelerde yer alan ürünlerin çizimlerini yapmaktansa, kabul görmüş ürünlerden oluşturulmuş bir ”kolaj” ürün gamını tercih etmeleri, üreticileri de kopyacı olmak durumunda bırakmakta. İşverenler ise orijinal ürün almak yerine daha ucuz kopya ürünleri tercih edince de böyle bir kopya üretim sektörü kendiliğinden oluşmakta. İşte sırf bu nedenledir ki kopyalanmaya değmeyecek fiyat marjlarıyla üretim yapmak esasıyla çalışmaktayız. Ürünü bizden almaktansa kopyalamak ihtiyacı ancak kar marjınız çok yüksekse olacağından  günümüz koşullarında, kopyalamaya değer olmayacak satış fiyatları, tasarım sektörünün ve tasarımcının yaşayabilmesinin en önemli kriteri olacak düşüncesindeyiz.


DezinBlog

İLETİŞİME GEÇİN

dezinti@dezinti.com

BÜLTEN ARŞİVİ

E-BÜLTEN

E-Posta adresiniz ile üye olun, en son yenilikleri ilk siz öğrenin.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

© 2015 DEZİNTİ TASARIM. TÜM HAKLARI SAKLIDIR. \\ Developed By Frontal Creative Agency With

Dezinti.com, Türkiye’de modern, post-modern, ekolojik ve çağdaş tasarım mobilyası üreten, tedarikini sağlayan yerli ve yabancı tasarımcıları bir katalog mozaiğinde birleştiren, tasarımı keyifle araştırılabilir kılan bir tasarım portalı... Türkiye’deki ilk mobilya veritabanı Dezinti, dünya standartlarında ürün gerçekleştiren Türk tasarımcıları öne çıkartan, tasarlanmış ürünün üretimini ve tüketimini teşvik eden, mimarlar ve yapı profesyonellerinin projeleri için ürün seçiminde kolaylık sağlayan uluslararası bir tanıtım ve duyuru platformu... Dezinti aynı zamanda sunduğu kişiselleştirilmiş pazarlama hizmetleriyle tasarımseverlere birebir danışmanlık ve destek sağlayan, mimar ve satınalmacılara ürünün seçimi ve tedarikine özel ticari hizmetler veren bir iş platformu, 365 gün açık bir mobilya fuarı...